Aft Hangi Virüs?
Bir sabah Kayseri’de, güneş yeni yeni doğarken, yıllardır gözümde büyütüp bir türlü öğrenemediğim “Aft hangi virüs?” sorusunun cevabını ararken buldum kendimi. Kafamda deli sorular dönüp duruyordu. İşin tuhafı, bu soruyu birkaç gün önce, annemle kahvaltı yaparken fark etmiştim. O sabah da yüzümde bir yara vardı, dudaklarımın köşesinde kocaman, can yakıcı bir aft. Annem “Aft hangi virüs?” sorusunu şaka yollu sormuştu ama o an benim için bir gerçeklik haline gelmişti. Bir virüs yüzünden bu kadar acı çekmek… Bunu anlamak, başkalarıyla paylaşmak çok karmaşıktı. Ama işte, bir şekilde kafama takılıp kalmıştı.
Yalnızlık ve Aft’ın Başlangıcı
Birkaç hafta önce, Kayseri’nin o meşhur soğuk akşamlarından biriydi. Üniversiteye gidip geliyorum, aileme çok vakit ayıramıyorum. O akşamda, evde yalnızdım. Annem ve babam birkaç günlüğüne tatile çıkmıştı. Evde yalnız olmak bana biraz huzur veriyordu aslında ama bir yandan da canımı sıkıyordu. O günlerde, sürekli çalışmak, okumak, bazen yalnız kalmak derken yüzümdeki o büyük aftı fark ettiğimde, ne kadar yorgun olduğumu fark ettim. Sadece dudaklarımda bir yara değil, içimde bir boşluk vardı. Aft, o kadar da basit bir şey değildi. Bu virüs, içimi de etkiliyordu.
Bir günlüğüne dondum kaldım. O ağrı, o yanma, sanki içimde bir şeyler kırıla kırıla geçiyordu. Aftın yüzümdeki görüntüsü, bana aslında her şeyin geçici olduğunu hatırlatıyordu. Gözlerimden düşen birkaç damla yaşla, yalnızlığımı hıçkırarak dışarıya çıkardım. Sadece ağrı değildi. Hem fiziksel, hem duygusal bir yük hissediyordum.
“Aft Hangi Virüs?” Sorusunun Gizemi
O gün, hastaneye gitmeye karar verdim. Kafamda tek bir soru vardı: “Aft hangi virüs?” Bu virüs ne kadar güçlüydü ki bu kadar acı verebiliyordu? Üstelik bazen daha fazla tekrar edebiliyordu. Diğer günlerde daha fazla stres, uykusuzluk derken her şey bir anda kötüleşmeye başlamıştı. Doktora sormak, bu soruyu açıkça dile getirmek bana zor geliyordu. Yalnız değildim, evet, ama bir yandan kimseyle gerçekten paylaşmadığımı hissediyordum. O kadar küçük bir şey, ama o kadar büyük bir etki yaratmıştı ki… Hayatımın geri kalanını etkileyebilecek kadar önemliydi.
Hastaneye gittiğimde, doktor “Aftın nedeni genellikle herpes virüsüdür” dedi. O an, kafamdaki soru işaretlerinden biri daha çözüldü. Herpes virüsü, birçok kişi için bilinen, ama kimseye anlatılmayan bir şeydi. Yani, hepimizin içinde yerleşmiş olan bir virüs, sadece doğru koşullarda kendini gösteriyordu. Benim için de bu doğru koşul; yorgunluk, stres ve duygusal yoğunluktu. Bir an, bu virüsün yalnızca fiziksel değil, duygusal olarak da yerleştiğini düşündüm. Sanki içimdeki acı, bedenimi aşmış, duygusal bir boşluk yaratmıştı.
Bir Virüs, Bir Hikâye
Aft aslında bir virüs olsa da, bana sadece fiziksel değil, duygusal acıyı da hatırlattı. Kendimi yalnız, bitkin hissediyordum. O an, hayatımın karmaşası, işyerindeki stresten, birikmiş meselelerden çok daha önemli bir hal almıştı. Ama bu da geçecekti. Şimdi geriye dönüp bakınca, o virüsün bana öğretmek istediği şeyi fark ediyorum: Acıların bir geçiş dönemi olduğu. Her şeyin bir anlamı var. Her virüs, bazen bir insanın hayatına girebilir ve onu etkiler. Ama geçici bir etkidir. Duygusal yüklerden arındıktan sonra her şey daha net görünür.
Annemin o sabah kahvaltısında söylediği “Aft hangi virüs?” sorusu bana aslında bir bakıma bir ders oldu. Herşeyin bir nedeni vardır, bazen o nedeni bulmak uzun sürer. Ama sonunda, her şeyin geçici olduğunu fark etmek, insanı rahatlatır. O an fark ettim ki, bazen yaşamın küçük zorlukları, büyük sorulara ve derin düşüncelere dönüşebiliyor. O aft, bana sadece acı vermedi; aynı zamanda hayatımın en değerli derslerinden birini sundu. Çünkü her şeyin geçici olduğunu hatırlamak, insanın içindeki güçlü yönleri açığa çıkarabiliyor.
Sonuçta
“Aft hangi virüs?” sorusu, aslında bir dönüm noktasıydı. Hem fiziksel hem de duygusal acıyı hissetmek, insanın hayatına yeni bir bakış açısı kazandırabiliyor. Bir virüs sadece bedeni değil, ruhu da etkileyebilir. Ama o etki geçicidir. Bir yara iyileştiğinde, aynı zamanda bir insan da daha güçlü bir şekilde yeniden doğar. Benim için, o küçük aft, bir hatırlatmaydı. Her şey geçer, her şey iyileşir. Önemli olan, geçici acılara karşı nasıl bir duruş sergilediğimiz.